Kürtlerin ana vatanının orta asya ve asli kimliklerinin Türk olması bilimsel verilerle açıklanmış bir gerçektir.Batı Türkiyeyi bölmenin yolunun Kürtlerin ayrı bir ırk olduğunu öne sürme tezidir ama başaramayacaklar.Türk-Kürt kardeştir.Ayıran KALLEŞTİR...
Kürtler dünyada en fazla tartışılan ve araştırılan milletlerden biridir.Kürt kökeni yaklaşık 150 yılı aşkın süredir 1850‘lerden bu yana araştırılmaktadır.Denilebilir ki 20. yüzyılda hiçbir topluluk Kürtler kadar araştırılmamıştır.Kürtlerin dili kültürü adeta didik didik edilmiştir.Kürtlüğe verilen bu kadar büyük önemin nedeni batılıların Büyük jeopolitik öneme ve enerji kaynaklarına sahip Ortadoğu’da kendi çıkarlarına hizmet edebilecek yeni bir unsur yaratma amaçlarıydı.Klasik bir Batı staratejisi olan böl-parçala yönet yöntemi ise bölgede Türk,Fars,Arap dışında kendi denetimlerine tabi yeni bir unsur yaratılmasını yararlı görmekteydi.Onlarda bu yeni unsuru keşfetmekle görevlendirdikleri araştırmacıları bölgeye yığmışlardı.Bu araştırmacılar V.Minorsky,B.Nikitin ve Jaba gibi bu gün kürdolojinin önde gelen şahıslarıdır.KÜRTLERİN ANA VATANININ ORTA ASYA VE BURADA ASLİ KİMLİKLERİNİN TÜRK OLDUĞU TARTIŞILMAZ BİR BİLİMSEL GERÇEKTİR.Ancak bu batılıların pek menfaatine gelmediği için buna karşı çıkmışlar ve Kürtleri anavatanından çok uzak yerlerde şuan yaşadıkları bölgede araşmışlar ve başarısız olmuşlardır öne sürdükleri tezler birbirlerininkiyle ters düşmüş ve farklı tezler ortaya atılmıştır.Orta asya Türklerinden Alp Urungu bir tablete Göktürkçe harflerle “Ben kürt ilinin hanıyım diye yazdırtmıştır.”.anlaşılan o ki Kürtler de orta asya’dan gelmiş bir Türk koludur.Bir milletin tarihini araştırmak için en büyük delil o milletin kültürü ve dilidir.Kürtçe Osmanlıca gibi Arapça ,Farsça ve Türkçe karışımıdır.
Kürtçe ;
Türkçe kelime sayısı:3081
Farsça kelime sayısı:2230 (1200’ü zend lehçesi)
Farsça Pehlevi lehçesi:370
Arapça:2000
Ermenice:220
Keldanice 108
Çerkesçe 20
Gürcüce:20 kelime mevcuttur ayrıca bu günkü Türkçede olamayan 800 dolayında orta asya Türklerinden Göktürkler’e ait 873 kelime Kürtçe’de mevcuttur.:Anlaşılan o ki Kürtler ne Med kavmi ne de farklı bir kavme bağlı değil özbeöz Türktürler ancak aralarına Fars ve Arap kaynaşmış saflıkları bozulmuştır ama ancak içlerine Ermeniler kesinlikle karışmamıştır.Çünkü Kürtler Müslüman bir topluluktur.Kürtler Büyük olasılıkla Anadoluya gelen Ya İskit kolundan ya da oğuzlardan Türedikleri düşünülmektedir.Ancak Oğuz Türkleri Anadaolu’ya en son gelen Türk koludur.:Oğuzlar 1000 yıldır Andaolu’da ancak Anadoluya ilk Türkler 2700 yıl önce gelmişlerdi.Ayrıca Nevruz dan da anlaşılacağı gibi Kürtler bir Türk kültürünü yüzyıllardır kutlayagelmiştir.Nevruz Ergenekon’dan çıkışı ve baharı simgeler.Bugün milyonlarca orta asya Türk’ü Nevruz’u kutlar.Ancak batılıların oyunuyla Kürt şövanistler Nevruz’u bölücülerin icraatlarına alet etmiştir.Peki sizce niçin tüm Türk ve islam düşmanları PKK ya silah,cepanelik ,maddi ve siyasi yardımlarını esirgemiyor. İyi düşünün beyler PKK Amerika'nın bir oyunu bu oyun kardeşliğimizi bitirmek için oynanıyor bazı kürt yurttaşlarımızda bu oyunlara kanabiliyor ne yazık ki...Unutmayalım ki kafire karşı güçlü olabilmemiz için birlik olmalıyız tek yumruk olmalıyız ki kalemizi içten alamasınlar bu yazıyı olabildiğine çevrenizdekilere anlatın ve TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI adlı ALİ TAYYAR ÖNDER'in yazdığı kitap-ansiklobediyi okuyun ve okutun piyasada çok rahat bulabilirsiniz Atatürk ne mutlu Türk olana dememiş ne mutlu Türküm diyene demiş biz öyle bir kavmin torunlarıyız ki İslamiyeti kıtalara yaymış bir ecdadın torunlarıyız Yavuz'un Fatih'in Kanuni'nin torunlarıyız Hz.Muhammed(sav)'in ümmetiyiz ne mutlu ki bize atamızı soyumuzu biliyoruz şimdi onlara layık olmalı ve Cihat davası için savaşmalıyız üzerimize oynanan Tüm oyunları sezmeliyiz.Türk-Kürt kardeŞtir.Ayıran KALLEŞTİR...
Alper BUDAN
B
OYKOTA DAVET
Siyasi görüşün ne olursa olsun , ister Türk, ister Kürt ol, bu memleketin insanıysan bu konuyu
yayabildiğin kadar yay , şu bilinçsiz halkını uyarmaya çalış .
“Türkler bizi aç bıraktı” düşüncesiyle dağlara çıkan bir Kürt delikanlısı nasıl bir oyuna geliyorsa, “Kürtler kalleş ve haindir” diyen bir Türk genci de aynı oyuna gelmiş demektir. Hakkari’den Edirne’ye, Kars’tan İzmir’e kadar bu toprak ve bayrak altında yaşayan, Türk-Kürt-Laz-Gürcü-Çerkez farkı gözetmeden kardeş olduğumuzu, tüm dünyaya haykırmaya devam ettiğimiz sürece, bu toprakları kimsenin bölüp parçalayamayacağına emin olabilirsiniz.
NOT : AŞAĞIDAKİ YAZI MAİL ARACILIĞIYLA TARAFIMIZA
ULAŞTIRILMIŞ VE SİZİNDE OKUMANIZ İÇİN BURAYA TAŞINMIŞTIR.
LÜTFEN YAZIYI DİKKATLE OKUYUN VE OKUTUN.
Yahudiler Hitlerin elinden kurtulduklarında hiçbirşeyleri
kalmamıştı .
Bırakın devlet kurmayı yiyecek ekmekleri dahi yoktu . Ancak uluslararası
camia Almanya'nın soykırım yaptığını kabul ettiğinde Yahudilere tazminat
yolu açılmış oldu . Yahudiler açtıkları davalarla neredeyse tüm alman
şirketlerini ve alman bankalarını tazminata mahkum ettirdi . Bugün satılan
bir Mercedesten bile belli oranda İsrail hükümetine pay gidiyor ve bu
durum gizli değil, zaman zaman gündeme geliyor. İsrail bugün dünyanın en
zengin ülkelerinden biri . Ülkelerinde nükleer reaktörlerden tutun en son
teknolojiye sahip uçak fabrikaları bile var . Ancak Hitler döneminde
dünyanın en zengin ve en gelişmiş ülkesi olan Almanya bir dönem
toparlanmış gibi görünse de belini doğrultamadı .Ekonomisi son 10 yıldır
gittikçe kötüleşiyor . Ermenistan çok fakir bir ülke . Hiçbir şeyleri yok . Açlar . Sanayileri ,
markaları hiçbir şeyleri yok . Avrupa'nın lider ülkesi Fransa'nın bu soykırımı
tanıyıp bize tazminat davası açılması yolunu açması bir anda tüm diğer
ülkelere sıçrayacak . Şu an ciğerci kapısında bekleyen kediler gibi
ellerinde dosya bekleyen Ermenistan hükümeti açacağı binlerce tazminat
davası ile Türkiye'yi çok zor duruma düşürecek . Zaten belimiz kurulduğumuz
günden beri bükük duruyor , bu tazminatlar Osmanlıyı çökerten
kapitülasyonlar gibi bizi de çökertecektir .
Siyasi görüşün ne olursa olsun , ister Türk, ister Kürt ol, bu memleketin insanıysan bu konuyu
yayabildiğin kadar yay , şu bilinçsiz halkını uyarmaya çalış .
Fransız markalarından alışveriş yapma , 3 kuruş fazla ver , 2 adım fazla
yürü başka marka kullan . Cebin haysiyetinin önüne
geçmesin .
TÜRKLER VE KÜRTLER birdir.
bu ülke hepimizin ve bu vatana canımız feda olsun
ABD ve İsrail'e uşak olma.
Başka yönde heva ve hevesleri
olanlar karşılarında gerçek vatan sevdalılarını bulacaklardır
*NEDEN BOYKOT?
Şimdi Boykot Zamanı…
Şimdi üzerimizdeki toprakları silkme zamanı…
Şimdi harcadığımız paranın nereye gittiğini düşünme zamanı…
Şimdi bisküvi, mama alırken harcadığımız paranın kimlerin kasasına para, kimlerin silahına mermi, kimlerin uçağına bomba olduğunu düşünme zamanı…
Sıradan gezilerde yaptığınız keyifli alışverişleriniz renkli coğrafyamızın sevimli minik yüreklerine korku salabilir. Gözünü kan bürümüş hayvandan aşağı mahlukların, masum insanların üzerine attıkları füzeler, Amerikan sermayesine bilmeden verdiğiniz destekle düşüyor olabilir. Neden olmasın…
Onlar bizi boykot ettiler.
Onlar Mekke’de sadece Müslüman oldukları için mü’minleri açlığa ve susuzluğa mahkum ve mecbur eden şiş göbekli kırmızı suratlı pis kafirlerin çağdaş torunlarıdır. 12 yıldır, Bağdat’ta ambargolara mahkum edilen miniklerin katilleridir onlar.
Bugün Haçlılar bir kez daha topraklarımızda. Mazlum ülkelerin halklarını Yeni Dünya Düzeniyle formatlamaya kalkanların tankları Bağdat yollarında. Büyük Şeytan havadan, Büyük Şeytan karadan saldırıyor. Bir savaş değildir bu. Mazlum ve müstez’af halkların köleleştirilmesi ve Müslüman Coğrafyanın dirilişinin önlenmesi için ahlaksız, acımasız küffarın vahşi senaryolarını yeniden oynamaya kalkmasıdır.
Kendimizi kandırmayalım bugün…
TV ekranlarında gözyaşı döküp, Amerikan İngiliz ve İsrail firmalarından ve onların işbirlikçilerinden alışveriş yapmayalım… Yahudiye ve Amerikaya silah satmaktır bu. Onlara verdiğin silahlar bugün de yarın da mümin yürekleri vurur. Bir gün sizi de annenizi de eşinizi de bacınızı da vurur.
BİZDEN SÖYLEMESİ….
TÜRKLERE İLİŞMEYİN
Sevgili Peygamberimizin, Türklerle sıcak temasa geçilmemesini emrettiklerini bizzat eshabı kiramın uygulamasında da görebilmekteyiz. Hazreti Ömer döneminde yıkılan Sasanilerin de kışkırtmasıyla bazı Türk boyları İslam topraklarına hücum ederler. Bunlar, Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra desteksiz kalan Batı Göktürk Devleti bünyesinde yaşayan küçük devletçiklerdir. Bunlara karşılık vermek için Türkistan içlerine akın yapan İslam orduları komutanı Ahnef b. Kays, zafer kazandıklarını ve harekata devam etmek istediklerini bildirir. Hazreti Ömer, bu isteği kesin bir dille reddeder ve “Keşke onlarla aramızda ateşten bir deniz olsaydı” diyerek ileri harekata izin vermez. Yerine eshabdan Büreyde b. Husayb’i komutan olarak tayin eder. İslamın, organize olarak en güçlü olduğu ve peşpeşe dünyanın iki süper gücüne bir arslan gibi atıldıkları bir dönemde, dağınık türklerden korktukları için böyle bir harekata izin verilmediğini düşünmek mümkün değildir. Hazreti Ömer gibi birisini ancak Efendimizin emri durdurabilirdi. Benzeri bir başka olay Hazret-i Muaviye döneminde yaşanmıştır. Horasan valisi Abdurrahman b. Semüre’ye bağlı İslam ordusunun bir kısmı, Türklerin hücumuna karşılık vermek için Ubeydullah b. Ziyad komutasında Türkistan içlerine akınlar yaparlar. Buhara ve çevresini ele geçirirler. Abdurrahman bunu hoş karşılamaz.(15) Ubeydullah da direkt Halife’ye yazarak kazandığı zaferi bildirir. Övgü ve taltif beklerken, Hazret-i Muaviye’nin sert bir cevabıyla karşılaşır; “Anan sana matem tutsun. Harekatı derhal durdur. Onlara neden ilişiyorsun. Vallahi Rasulullah’tan işittim ki, Türkler yavsan otu biten yerlere kadar hakim olacaklardır.”
TÜRK ELİ’ne DOĞRU
Sevgili Peygamberimizin vefatlarından sonra yeryüzüne dağılan eshabı kiramın önemli bir kısmı, genellikle kökenleri nere ise o bölgelere gidip yerleşirler. Bu dağılma, Efendimizin emri üzerine gerçekleşir. Efendimiz eshabına, yeryüzüne dağılmalarını, yerleştikleri yerlerde evlenmelerini ve özellikle gençlere sahip çıkmalarını emretmişlerdir. Bu sebeple eshabı kiram, gençlerle karşılaşınca; “Merhaba ey Sevgili Peygamberimizin bize emanet ettikleri” diye latife ederlerdi. Horasan’a düzenlenen seferlerin sadece birinde, ordu içerisinde 300 eshabın bulunduğu nakledilmektedir ki bunların büyük çoğunluğu Türkistan’a yerleşmişlerdir. Bunlardan en ilginci Türklerin Arslan Baba adını verdikleri bir sahabedir ki, asıl ismi unutulmuştur.
Hazret-i Hüseyin, Kerbela’da ablukaya alındığında Kufeli Şiilerin ihanetini görünce Emevi komutanı Ubeydullah b. Ziyad’dan, kendisini bırakmasını ister ve Horasan’a gidip orada İslamiyete hizmet etmeyi istediğini bildirir. Hazreti Hüseyin tekrar Medine veya Mekke değil de Horasan’a gitmek istemesinin sebebi de Efendimizin bu bölge halkıyla ilgili eshabına çok önemli işaretler verdiklerini göstermektedir. Eshabdan bu bölgeye giden en ünlü isim, Büreyde b. Husayb’dır. Kabri, Merv şehrindedir. Kırgızistan’a yaptığımız bir gezide Kırgızlar, Oş bölgesinde bir mevkiyi göstererek, “Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarına ait bazı kabirler burada idi, ancak zamanla kaybolmuş” dediklerine şahit olmuştuk.
Horasan’a yerleşen eshabı kiramın rahle-i tedrisinden geçen türkler müthiş bir ivme kazanırlar. Birkaç kuşak sonra bütün İslam dünyasına kan kusturan Şii devletçiklerini teker teker düşürerek vefa borçlarını ödemeye başlarlar. Asya kendilerine dar gelir. Birbiri ardınca cihan devletleri kurarak Batının en batısındaki Kızıl Elma’ya doğru koşarlar. Osmanlılar döneminde ise her bakımdan zirveye erişirler.
Eshabı Kiram Türkistana giderken, Türkistan’dan da Medine’ye gelenler olmuştur. Mesela Ozanların Piri diye tanınan Korkut Ata, Medine’ye gelerek Hazreti Ebubekr ile görüşerek müslüman olmuştur.
KÜRŞAD İHTİLALİ
Esir edilen Göktürk ileri gelenleri Çin’e esir olarak götürülür. Tarihe Kürşad İhtilali olarak geçen ayaklanma, bu yıkılmadan hemen sonra Çin’de esir edilen Türk prensleri tarafından organize edilmiştir. Çinliler her zaman yaptıkları asimilasyonu esir türklerin üzerinde uygulamak ister. Ancak bir süre sonra buna karşı çıkan Kürşad ve 39 arkadaşı ihtilal planı yaparlar. Çin İmparatoru’nun geçeceği güzergahı tespit ederler. Ancak ihtilal günü müthiş bir yağmur yağar. Çin İmparatoru sarayından çıkmaz. Planı ertelemek isterler. Ancak Kürşad, Çinlilerin durumu haber almalarından korkarak planı ertelemez. Belirlenen saatte sarayı basarlar. Yüzlerce Çinli, bir avuç türkün eğri kılıçları altında can verirler. İmparator kıl payı hayatını kurtarabilir. Başarılı olamadıklarını anlayan Kürşad, arkadaşlarıyla birlikte kaçarsa da bir süre sonra etrafları çevrilir. Teslim olmayı kabul etmeyince de oklanarak öldürülürler.
Göktürk Devleti’nin yıkılmasını, Oğuz Türklerinin Asya steplerinden tasfiye edilmesi takip etmiştir. Belki de Sevgili Peygamberimiz, gelecekte İslama hizmet edecek koca bir milletin atalarının zor durumda kalmalarına mübarek gönülleri elvermemiş, incinmişlerdi. Nitekim ilk müslüman türkler Göktürk boyları içinden çıkmıştır. Dahası ilk müslüman Türk devleti Karahanlılar, Göktürk Devletinin bir uzantısıdırlar. İslamiyetin etrafında çelik bir duvar örerek özünün dejenere olmasını önleyen İmam-ı Azam, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Buhari, Bahaeddin-i Buhari vb. alimlerin ve talebelerinin kökeni araştırıldığında yine Türk oldukları görülür. Yine kurulan hemen tüm Müslüman Türk devletlerinin köklerinde Göktürklerin izleri görülür.
ÜZÜNTÜNÜN SEBEBİ
Efendimiz 630 yılında bir gün Medine’de, hanımlarından Ümmü Seleme veya Zeyneb bnt. Cahş annemizin odasında iken, sıkıntı duyarak bunalırlar. Durumu farkeden annemiz sebebini sorar. Efendimiz, doğuyu işaret ederek; “Şu anda Zülkarneyn’in seddinden yüzük genişliğinde bir delik açıldı” diye üzüntüyle haber verirler. Efendimizin üzülmelerine sebeb olan hadise ne idi? Henüz bir açıklama getirilememiştir. Bu tarihte doğudaki en büyük olay Doğu Göktürk ordusunun devasa Çin ordusu tarafından imha edilmesidir. Bu savaşta Türk Hakanı esir düşmüş ve Doğu Göktürk Devleti yıkılmıştır. Bu yıkılma ile Orta Asya’daki dengeler altüst olur ve Türklerin dar bir alana hapsettiği Çin, tamamen serbest kalarak sınırlarını genişletmeye başlar. Batı Göktürk Devleti de kısa sürede yıkılır.
ELÇİLER YILI
Meşhur elçiler yılında Sevgili Peygamberimizi ziyarete gelen kabileler arasında türklerin olup olmadığı tam araştırılmamıştır ancak bundan çok daha önceki yıllarda Dicle yöresinde yaşayan Büğdüz-Aman Hanedanı temsilcisi,(12) çeşitli Türk boylarının ilbeği olarak, 622-623′de Medine’ye elçi olarak bir heyetle gelmiş ve Efendimizin huzuruna çıkarak müslüman olmuşlardır. Bu çok önemlidir. Zira Türklerin, Dicle yöresinde kuvvetli bir topluluk olarak bulunduklarını gösterir. Bunlar, İran Kisrası Nuşirevan tarafından Doğu Roma sınır boylarına yerleştirilmiş olan Türk boylarındandır. Bu sınır kuşağı İran’ın en nazik bölgesidir. Buraya, kendilerine bağlı savaşçı toplulukları yerleştirerek başkentleri Medayin / Ktesiphon’u emniyete almak istemişlerdi. İşte bu boylar Medine’ye elçi göndermişlerdir. Gelenlerin bir kısmının Medine’ye yerleşmesi kuvvetle muhtemeldir. O zaman Uhud ve diğer savaşlarda da Efendimizin eshabı arasında türklerin bulunduğu akla gelebilir. Dahası, Sevgili Peygamberimizin kullandıkları Kubbetu’t Türki’nin kaynağı hakkında bir ip ucu verebilir.
KUBBETU’T TÜRKİ / TÜRK ÇADIRI
Şimdi gelelim Türk tarihinin en önemli noktalarından birine… Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Abbas, Efendimizin Bedr Savaşı’nda girdikleri yuvarlak bir çadırdan bahsetmektedir.(9) Yine 627′de Hendek Savaşı hazırlıkları yapılırken Efendimiz, kendisi için kurulan bir çadıra yerleşmişlerdi ki bu çadır Kubbetu’t Türki / Türk Çadırı olarak isimlendirilmektedir. Sevgili Peygamberimiz çadırın kurulmasında yardımcı olmuşlar ve kuşatma süresince bu çadırda bulunmuşlardır. Başka bir ifadeyle Kubbetu’t Türki Efendimizin otağı, karargahı olmuştur. Yine bu çadırın en büyük özelliklerinden birisi de Efendimizin ünlü İstanbul’un fethedileceğini müjdeledikleri hadisi şeriflerini kuşatma günlerinde bu çadırın gölgesinde buyurmuş olmasıdır. (10)Yine Efendimizin mescidde itikafa çekildikleri çadır, Kubbetu’t Türki ismiyle anılmaktadır.(11) Ünlü Hudeybiye anlaşması, bu çadırda imzalanmıştır. Dahası, Mekke’nin fethine gidilirken de bu çadır Efendimizle birliktedir. İslam ordusu Mekke yakınlarındaki Merru’z Zahran mevkiine gelince çadırını kurdurmuşlar, eshabıyla burada istişare etmişlerdir. Mekke’nin yöneticisi olan Ebu Süfyan b. Harb’i bu çadırda kabul etmişlerdir. İslam ordusu birkaç koldan Mekke’ye girerlerken Sevgili Peygamberimiz bugün Cennetu’l Mualla kabristanının bulunduğu Hacun’da çadırlarını kurdurmuşlar, harekatı buradan idare etmişlerdi. Bu çadır, Efendimizin vefatlarından sonra şüphesiz muhafaza edilmiştir. Ancak akibetinin ne olduğu hakkında henüz bir kayda rastlanmamaktadır. Ancak Efendimizin her davranışını uygulamaya çalışan eshabı kiram, Onun bir Türk çadırında itikafa çekilmesini sünneti seniye olarak tatbik etmişlerdir. Mesela Eshabı Kiramdan Ebu’d Derda’nın hanımı Ümmü Derdâ, Şam’daki Emeviye Camiinde kurulan bir türk çadırında itikafa çekilmişti. Bu çadırın Efendimiz tarafından kullanılan çadır olup olmadığı bilinmemektedir.
TÜRK ATI / KUTAF -1
Şahıs ve kabilelerin dışında Asrı Saadete ait bazı hatıralarda da türk izlerine rastlamak mümkündür. Mekke veya Medine’de bir gece çok şiddetli bir gürültü duyulur. Şehir halkı ne olup bittiğini anlamak için evlerinden fırladıklarında, Sevgili Peygamberimizi sesin geldiği istikametten gelirken görürler. Efendimiz, sesi duyduğu anda en yakındaki ata binerek hızla olay yerine gitmişler, önemli bir şey olmadığını görünce geri dönmüşlerdir. Kullandıkları at, eshabı kiramdan Ebu Talha’nın Kutaf cinsi atıdır. Bütün özellikleriyle (kısa bacaklı, çevik dönüşler yapabilen olması vb.) bir türk atıdır. Efendimiz bu ata dua buyurarak; “Deniz gibi…” buyurmuşlardır. Kutaf cinsi atlara bu nedenle, Bahr / Deniz adı verilmiştir.
TÜRK HAKANI’nın KIZI
Efendimiz, peygamberlikle şereflendiklerinde İran Sasani İmparatorluğunun başında kisra olarak Nuşirevan vardır. Bu zat adaletiyle ün yapmıştır. Sadece İranlılar değil komşu ülke insanları dahi onun adaletine hayran kalmışlardı. Nuşirevan, o yıllarda hayli güçlü olan Göktürk Hakanı’nın kızıyla evlenmiştir. Bu evlilikten peşpeşe üç kız dünyaya gelir ki, İslam tarihinin en önemli şahıslarından olurlar. Hazreti Ömer döneminde yıkılan Sasani İmparatorluğu’na mensup önemli kişiler esir olarak Medine’ye getirilir. Aralarında Nuşirevan’ın kızları da vardır. Anneleri Türk Hakanı’nın kızı, Babaları da İran kisrası olan bu nazenin kızlara Hazreti Ömer kıyamaz. Eshabı kiramdan üç ünlü zatın çocuklarıyla evlendirir.(16) Bunlardan Şehr Bânû Ğazele, Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hüseyn ile evlendirilir. Bundan Zeynel Abidin hazretleri dünyaya gelir.(17) Birisi Hazreti Ömer’in oğlu Salim (veya Asım) ile evlendirilir. Bunun kızından da Emevi halifelerinden Ömer b. Abdülaziz dünyaya gelir ki; adaleti ile ün yaptığı için ikinci Ömer diye anılır. Üçüncü kız Hazreti Ebubekr’in oğlu Muhammed ile evlendirilir. Bu evlilikten Kasım b. Muhammed hazretleri doğar.
Ermeni Soykırımı Dedikleri
Türkiye Siyasi, Ekonomik, Kültürel bir kuşatma ile karşı karşıya. Soykırımı gibi vahim bir insanlık suçunun işlenebilmesi için ‘’ O ‘’ milletin tarihinde bu suça yatkınlık olması gerekir. Bir şahıs için suça yatkınlık nasıl bir özellik ise, toplumlar için de öyledir. Türk tarihi incelendiğinde soykırımına ve asimilasyona rastlanamaz. Avrupa mezhepler mücadelesinin kanlı soykırımılarını yaşarken, Osmanlı’da her din ve mezhebin ibadethanesinde rahatça ibadet ediliyordu. Osmanlı çekildikten sonra, kan gölüne dönen Balkanları, Yugoslavya’yı, Ortadoğu’yu yüzlerce yıl barış içinde yönetmesi Türk’ün hoşgörü anlayışının göstergesi değil midir? Fransa, İngiltere, İspanya, Hollanda vb ülkelerin sömürgelerinde halkın konuşma dili değiştirilirken, Osmanlı’da her halk kendi diliyle konuşuyordu. Kendi ülkelerinde soykırımına baskıya uğrayanlar Türkiye’ye sığınıyorlardı. Ermeni Meselesini anlamak için, Türkler ile Ermenilerin tarihsel geçmişine bakmak gerek…
Ermeniler, tarihte birçok egemenlik altında kaldıktan sonra 1071’de Türk hâkimiyetine girmişlerdir. Ermenileri Bizans zulmünden kurtaranlar Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde Ermeni cemaatine din ve vicdan hürriyeti tanınmıştır. 19’ncu Yüzyıla kadar Türk idaresinde altın çağlarını yaşayan Ermeniler, askerlikten ve bazı vergilerden muaf tutulmuş, ticaret ve devlet idaresinde önemli yer edinmişlerdi. Osmanlı Devletinin yıkılma sürecine girmesiyle birlikte, bazı Avrupa devletleri Ermenileri Osmanlıya karşı kışkırtmak ve örgütlemek suretiyle Osmanlının parçalanmasını hızlandırmak istediler.
1820’lerden sonra Kafkasya’daki Eçmiyazin Ermeni Kilisesinin tümüyle Rus nüfuzuna girmesi, Ermenileri kazanmak için Fransızların 1830’da Ermeni Katolik kilisesini, İngilizlerin 1847’de Ermeni Protestan Kilisesini kurması bu amacın bir parçasıdır. 1856 yılında Avrupalılarca hararetle desteklenen Islahat Fermanları sonucunda Ermeniler ayrıcalıklarını kaybetmişler ve yeni bir yapılanma çalışmasına başlamışlardı.
1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonucunda Doğu Anadolu toprakları kaybedilince, zaten Rus etkisinde olan Eçmiyazin Kilisesi buraların kendilerine verilmesini talep ettiler. Bu dönem Ermeni iddialarının siyasi anlamda da başlangıç noktasını oluşturdu. Balkanlardaki benzerleri gibi Doğu Anadolu’da da bağımsız bir Hıristiyan devleti kurmak isteyen Ermeniler, Anadolu’da Karahaç, Armenekan, Vatan Koruyucuları, Cenevre’de Hınçak, Tiflis’te Taşnak komitelerini kurdular. 1890 yılında ilk olarak Erzurum’da başlatılan isyanları diğerleri izledi ve binlerce Türk katliama uğradı.
Ermeni Komiteleri, I. Dünya Savaşı ile birlikte Ruslar hesabına casusluk yaparak, silahlarıyla Rus saflarına geçerek, Türk köylerini topluca yakıp, kadın çocuk demeden herkesi katletmişlerdi. İşgale karşı savaş veren Türk ordusunu arkadan vuran Ermenilere karşı acilen tedbir alınması gerekiyordu. 24 Nisan 1915 tarihinde, bu eylemleri gerçekleştiren Ermeni komiteleri kapatıldı ve 2345 kişi ise tutuklandı. Ancak bu önlem de Ermenileri durdurmaya yetmedi. Savaş bölgelerinde bulunanların casusluk ve ihanetlerine engel olunması için 27 Mayıs 1915te Tehcir Kanunu çıkarıldı.
Göçe tabi tutulan yaklaşık 700 bin kişi, yine Osmanlı toprakları içerisindeki güvenli bölgelere yerleştirildiler. Ancak sonraki yıllardaki Ermeni iddialarında bu göç sırasında 2-3 milyon kişinin öldürüldüğü iddia edilerek, Ermeni nüfusunun birkaç katını ifade eden gülünç rakamlar ortaya atıldı. Ermenilerin bağımsız Ermenistan hedefleri, Türkiye’nin Erzurum, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas illerini içine alıyor ve zaman içinde Adana, Halep ve Trabzon illerini de kapsaması planlanıyordu.
Osmanlı tarafından Teba-i Sadıka, yani sadık vatandaş olarak tanımlanan, her yerde Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan, Osmanlı yönetiminde çok sayıda Bakanı ve 20 bine yakın memuru bulunan Ermeniler, çeşitli ülkelerin Osmanlıyı parçalama emellerine alet olmuşlardı. Önceleri Ruslarla birlikte Gönüllü Alayları ile Osmanlıya karşı savaşan Ermeniler, Milli Mücadele döneminde Lejyonlar halinde İngiliz ve Fransızlarla birlikte hareket etmiş ve yabancıları bile hayrete düşürecek katliam örnekleri sergilemişlerdi.
Bu savaş ve katliamlarda 2,5 milyon Türk öldürülürken, 200 bin Ermeni de hayatını kaybetmişti. Anadolu’nun en küçük yerleşim birimleri bile yakılıp yıkılmış, büyük vaatlerle kışkırtılan Ermeniler sonunda Batılılar tarafından da kaderlerine terk edilip onlarla birlikte ülke dışına kaçmışlardı…
Soykırımı gibi vahim bir insanlık suçunun işlenebilmesi için ‘’ O ‘’ milletin tarihinde bu suça yatkınlık olması gerekir. Bir şahıs için suça yatkınlık nasıl bir özellik ise, toplumlar için de öyledir. Türk tarihi incelendiğinde soykırımına ve asimilasyona rastlanamaz. Avrupa mezhepler mücadelesinin kanlı soykırımlarını yaşarken, Osmanlı’da her din ve mezhebin ibadethanesinde rahatça ibadet ediliyordu…
1469 yılında İspanya ve Portekiz'den kaçan on binlerce Musevi ve Müslüman; Avusturya - Macaristan imparatorluğundaki iç çatışmalar sonucu 1680 yılında Tökeli İmre ve adamları, 1711 yılında Rakoczi Ferençh ve adamları, 1849 yılında Layoş Kosuth ve 2000 kişilik Macar grubu; İsveç Kralı Demirbaş Şarl ve 2000 dolayında adamı; 1841 ve 1856 yıllarında Polonyalı Prens Chartorski; 135 bin kişilik ordusuyla Ekim 1917'de Rus komutan Vrangel ve diğer Beyaz Ruslar, Troçki başta olmak üzere Stalin muhalifleri, Birinci dünya savaşı öncesi ve sonrası Balkanlardan ve Kafkaslardan farklı etnik ve dini gruplardan milyonlar Türkiye’ye göçmüştür.
1930'lu yıllardan itibaren Polonya ve Almanya kökenli on binlerce Musevi Türkiye'ye sığınmıştır. Sözde Ermeni soykırımının üzerinden 20-25 yıl gibi kısa bir süre geçmişken, soykırımı yaptığı iddia edilen bir milletin, soykırımından kaçanlar tarafından kurtarıcı olarak görülmesi bile soykırımı iddiasının bir yalan olduğunu göstermeye kâfidir.
Batının Hıristiyanlık adına yaptığı Soykırımları Haçlı Seferlerinde Müslümanlar yanında Ortodokslar toplu kıyıma tabi tutulmuştur. Endülüs’te, Sicilya’da milyonlarca Müslüman katledilmiştir. Engizisyon mahkemeleri din adına yüz binlerce insanı yakmıştır. Orta Çağ, batının dini katliamlar çağıdır.
Amerika’nın keşfi, aynı zamanda dünyanın en büyük katliamının başlangıcıdır. Amerika kıtasının sahipleri olan Kızılderililer kitleler halinde yok edilmiştir. Batılı, katliam yapmakla kalmamış, bu canileri filmleri ile çizgi romanları ile bize kahraman olarak dayatmıştır. Ve Gaz odalarında, Fırınlarda Laboratuarlarda Temerküz Kamplarında Ari ırk adına, Hıristiyanlık adına katledilen 3 milyon insan.
Batılı bir milletin yaptığı bu soykırımına, batılı diğer milletler kendi toprakları işgal edilene kadar sessiz kalmıştır. SSCB’de Stalin Döneminde Ukrayna’da, Kırım’da, Sibirya’da katledilen milyonlar, 1954-1962 arasında Fransızların katlettiği yüz binlerce Cezayirli Müslüman, Endonezya’da, Kamboçya’da, Ruanda’da gerçekleşen soykırımlarda acımasızca yok edilen milyonlarca insan Vietnam’da yaşananlar. Daha dün Sırplarca katledilen on binlerce Hırvat ve Boşnak…
Türkiye’nin Mülteci cenneti olma özelliği Cumhuriyet’te de devam etmiştir. Kırım’da, Ahıska’da, Kerkük’te, Doğu Türkistan’da soykırımı tehdidiyle karşı karşıya kalanların, Bulgaristan’da Jivkov’un, Irak’ta Saddam’ın zulmüne uğrayanların sığınağı hep Türkiye olmuştur. Türk devlet geleneğinde "adalet" vardır, "kültürlerin yaşatılması" vardır; ancak, "katliam" ya da "soykırımı“ yoktur.
Gökhan Güler TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRI
Şanlı askerimize, vatan bekçimiz Mehmetçiğimize kurşun sıkarken etkisiz hale getirilen 14 teröristin gömüldüğü 28 Mart Salı günü, Diyarbakır, Siirt, Batman ve Kürt nüfusun yoğun olduğu çevre illerde ve İstanbul’un bazı semtlerinde kürtçü gruplar tarafından düzenlenen gösteriler bir isyandır.
Öldürülen teröristleri “katledilen gerilla” şeklinde niteleme cüreti gösteren kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde lider parti konumundaki kürt ırkçısı DTP’ nin eylem çağrısı ile başlayan isyana bölgede yaşayan kürtlerin pek çoğu tarafından da kepenk kapatmak suretiyle açık destek verilmiştir.
Terörist yayın organı Roj Tv’ nin çağrısı ile şiddetlenen saldırılar kamu binalarını, özel mülkiyetleri, devlet kurumlarını, güvenlik güçlerini hatta çevredeki gazetecileri hedef almıştır. Silahlı Kuvvetlerimiz’ e yönelik saygısız gösteri ve eylem girişimlerinde bulunulmuş ve bahsi geçen iller adeta bir savaş alanına çevrilmiştir.
Yüce Türk Milleti’ne açık saldırı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne isyan niteliği taşıyan bu olaylar sırasında, bölücü örgüt paçavrası ve posterleri asılmış, güvenlik güçlerimize taşlı, sopalı, silahlı saldırılarda bulunulmuştur.
Mevcut hükümet ve içişleri bakanı isyan niteliği taşıyan bu saldırıları bastırmakta aciz kalmıştır. Halen sürdürmekte olduğu vurdumduymaz tavrı ve verdiği tavizler ile adeta isyana zemin hazırlamıştır. Hükümetin tepkisiz tavrı sürmekte ve olaylar şiddet kazanarak devam etmekte hatta yayılmaktadır. Bölücü-ırkçı kürtçüler Filistin’deki intifadaya benzer bir kalkışma hazırlığındadırlar.
Gerekirse 1937 ilkbaharında Atatürk’ün emriyle kalkarak Dersim’de isyancıları vuran uçaklar tekrar havalanmalı ve isyancıların tepesine inmelidir. Bir toprak parçası kolayca vatan olmuyor. Şairin dediği gibi;
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır”
Biz; vatan diye sarıldığımız bu toprakları yüzlerce yıldır kan dökerek vatan yaptık. Almak isteyen varsa bedelini ödemeye hazır olmalıdır. Bedeli bellidir. Gücü yeten kalkar, boyunun ölçüsünü alır.
Ey Türk! Uyan! Uyumak zamanı değildir. Artık bu durumda, gaflet ve dalaletten bahsetmeye gerek yok. Basının hali malum. Ülkende köşe başları Türk'e ait her ne var ise küçümseyen, hor gören soy özürlüler tarafından işgal edilmiştir. Sen hala uyuyorsun.
Ey Türk; titre ve kendine dön. Önce kendin uyan. Sonra, çevrendeki uyuyanları uyandır. Uyananlar, birleşin. El birliği, iş birliği yapın. Teşkilatlanın. Ya da mevcut teşkilatlar içinde size uygun olanlara katılın. Gün, bugündür. Yarın çok geç olacaktır. Geç olmadan uyan ve vatanını, bayrağını, namusunu koru. Uyan ve dosta düşmana göster ki, bu ülke sahipsiz değildir. Yüce Türk milleti tıpkı atalarının yaptığı gibi, ülkesini ve bayrağını koruma ve kollamaya, bunun için gerekirse kanının son damlasını akıtmaya hazırdır, yeminlidir.
Türkiye Türklerindir ve öyle kalacaktır. Her şey Türk için, Türk'e göre ve Türk tarafından olacaktır. Kimse sabrımızı yanlış yorumlayıp yanlış hesaplar peşinde gitmeye kalkmasın. 1937 ilkbaharında Atatürk’ün emriyle Dersim’ e doğru kalkan uçaklar, bir sonraki uçuş için hazır vaziyette beklemektedir. Yemin olsun ki; Türk’ e kefen biçenlerin korkunç sonu bir kez daha tarihe altın harflerle kazınacaktır.