Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.
 
  ANA SAYFA
  İslamiyet
  Özlü Sözler
  Kitap
  Türk Tarihinden
  Genel konular
  Türk Dünyasından
  Abide Şahsiyetler
  Vatan Hainleri
  Bunları Biliyormuydunuz...
  Kültür-Sanat
  Şiir Defteri
  Eğlence-Mizah
  Önemli Linkler
  Resim Galerisi
  Hakkımda-İletişim
Kültür-Sanat

TOPKAPI SARAYI

KUTSAL EMANEETLER BÖLÜMÜ

Bağdat kökü

KRİSTAL SALON

PEMBE SALON



TARİHÇE

Düz dokuma yaygılar, düğümlü halılar kadar kalın ve dayanıklı olmadıklarından, eski devirlere ait örnekler hemen hemen yok gibidir. Daha çok göçebelerin eşyaları olan bu yaygılar iyice eskimeden terk edilmemekte, hatta kesilip parçalara bölünerek kullanılmaktadırlar. Kolayca çürüdüklerinden yeraltı buluntuları arasında fazla örnek bulunmamaktadır. Ayrıca yerleşik toplumların aristokrat sınıfları tarafından kullanılmadıklarından ve nesilden nesile korunarak aktarılan değerli mallar arasında da yer almadıklarından eskiye ait örnekler günümüze pek ulaşamamıştır.

Türk düz dokuma yaygıları içinde tarihlendirilen en eski örneklerden biri Washington Textile Museum'da bulunan küfi bordürlü ve ortada sekizgen madalyon, kenarlarda ufak sekizgenler bulunan kompozisyonu ile 15. 16. Y.Y. Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve Holbien halıları olarak adlandırılan desenlere benzediği için 15. 16. Y.Y. olarak tarihlendirilen atkılı sumak tekniğinde dokunmuş bir yaygı en erken Anadolu yaygılarından biridir. Konya Mevla'na Müzesindeki geleneksel Anadolu kilimlerinden tamamen farklı bir dokumaya sahip olan, tapestry tekniğindeki karanfile benzer büyük palmetli bitkisel desenli kilim 16. 17. Y.Y. Osmanlı saray sanatı ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu yüzyıllar olarak tarihlendirilmektedir. Daha çok göçebe topluluklara bağlı bir sanat türü olduğundan, hakkında pek fazla yazılı belge bulunmayan geleneksel kilim ve öteki dokuma yaygıların tarihi ise Osmanlı kilimlerine nazaran çok karanlıktır. Türkmen boylarının Orta Asya'daki ve Anadolu'ya gelene kadarki göçleri ve konaklamaları sırasındaki komşuları, Anadolu'daki geçmiş uygarlıkların birikimleri ve diğer etnik gruplar, Haçlı Seferleri, Selçuklu ve Osmanlılar zamanındaki Kuzey Afrika'dan Avrupa'nın ortasına, Çin'e kadar geniş alandaki değişik kültürlerin etkileri birleşerek, bu çeşitli dokuma teknikleri ve şaşırtıcı desen zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Bir de ayrıca her yörenin kendine has yünü ve elde edilen doğal boya maddelerinin değişikliği, dokuyucuların kişisel ustalık ve yaratıcılıklarını da eklersek, bu çeşitliliği daha iyi anlarız.

Dokuma yaygılar da bir yerde sahip olduklarını tahmin ettiğimiz sembolik motifleri ile onların yazılı belgeleri yerine geçmektedir. Boy ve oymak yaşamının sürdüğü zamanlarda, her boy yada oymağın dokuma yaygıları, onları başkalarından ayıran damgalar yerine geçiyordu. Belirli bir grubun dokuduğu yaygıda, her motifin, desenin ve rengin kendine özgü bir anlamı ve karakteristiği vardır. Bu motifler nesilden nesile, çok ufak değişikliklerle ana özelliği ve anlamı bozulmadan devam ediyordu. Her yaygı kendinden önceki yaygının özelliklerini taşımakla birlikte, dokuyucunun yaptığı çok ufak değişikliklerle ve eklerle benzersiz bir eser halini alıyordu. Zamanla boy ve oymaklar bütünlüklerini kaybederek, geleneksellikleri de bozularak, birbirlerinden motifler almaya başlamışlardır. Boy ve oymakların üzerinde, Osmanlı yazılı belgelerinde, belirli grupların yerleşim bölgelerinde veya göçebelerin bulundukları yerlerde belirli tipteki yaygıların desen, renk ve dokuma teknikleri üzerinde yapılacak araştırmalarla çok ilginç sonuçlar alınabilir. Kendi içine kapalı geleneksel göçebe boy ve oymaklar tarafından, yalnız kendi için dokudukları düz dokuma yaygıların tarihi, sıkı sıkıya bu grupların tarihine bağlı bulunmaktadır. Onların Anadolu içindeki dağılımları, yer değiştirmeleri, geleneklerini etkileyen etkenler hakkında çok yönlü ve karşılaştırmalı incelemeler yapılmadıkça, bu tarih karanlıkta kalacaktır. 

                                TÜRK'LERDE HAT SANATI

"Hüsn-i Hat" denildiğinde, Arap asıllı olmakla beraber bütün İslam Alemi tarafından benimsenip kullanılan ve en ziyade Osmanlı Türkleri'nin elinde san'at vasfını devam ettiren yazı nev'ileri hatırlanır. Okuma ve yazmayı sağlayan harflerin bir araya gelişinden böylesine kapsamlı bir san'atın çıkışı, öncelikle Kur'an-ı Kerim' en güzel şekliyle yazılı (Mushaf) hale getirmek gayretinden doğmuş; ayrıca, gündelik hayatta okuma vesilesiyle gözün intizama alıştırılması gaye edinilmiştir. Zira hattın her tarafı, yazıldığı kamış kalemin nokta ölçüsüne tâbidir.

Türklerin, İslamiyet'i kabul edişleriyle (X. Asır) beraber yüzyüzegeldikleri Arap harfleri, o vakte kadar İslam aleminin bir kısmında zaten müstakil bir san'at haline gelmişti ve hat san'atında ağırlık kûfî yazısındaydı. Selçuklular devrinden itibaren hat konusunda diğer İslam devletlerindeki seviye Anadolu'da tutturularak, Osmanlı'nın kuruluşundan sonra da aynı başarı gösterildi. Ancak, hat san'atına Türk kimliğinin kazandırılışı İstanbul'un fethini takip eden yıllarda mümkün olabildi. Şeyh Hamdullah (1429-1520) isimli hat dehamız o devirde en yaygın hat nev'ileri sayılan sülüs-nesih-muhakkak-reyhanî-tevkî'-r.ıka' azılarına -bir değerlendirmeye tabi tutarak- öncekilerden farkı bulunan estetiği kazandırdı. Bu arada eski zevkin temsilcisi sıfatıyla san'at meydanına çıkan

Ahmed Karahisarî (1469?-1556) de güçlü terkip kudreti sayesinde hayranlık uyandırdı. Fakat bir sonraki yüzyılın nihayetinde bu yazı cinslerine Hâfız Osman'ın (1642-1698) getirdiği taze soluğun tesiri asırlarca devam etti. XIX.yüzyılda Kadıasker Mustafa İzzet (1801-1876) ve Mehmed Şevkî (1829-1887) efendiler bu üslûbu varabileceği son noktaya getirdiler. Yukarıda sayılan hat nev'ileri ağzı 2mm.ye kadar olan kamış kalemle yazılırdı. Ancak celî adıyla anılan, istife uymasından dolayı celî sülüs tarzı tercih olunan kalın, iri yazılar ise diğerleri gibi tekamüle erememişti. İşte bu yazıyı da Mustafa Râkım (1757-1826) isimli dehâ mertebesindeki san'atkârımız kemale ulaştırdı ve celî sülüs nihayet Sâmi Efendi (1836-1912) ile hala devam eden üslûbuna kavuştu.


Aslı İran'da Nesta'lik adıyla bilinen, fakat Osmanlılar
sadeceta'lik dedikleri bir yazı daha vardır ki, yukarıda saydıklarımızın okumayayardımcı hareke ve sair işaretlerle donatılmasına mukabil, bu hat nev'i yalın olarak yazılır; kalemin incelik ve kalınlık vasıfları sırayla tekrarlanarak şiir gibi bir görünüş kazandırılır. Önceleri aynen İran üslûbunda yazılagelen ta'lik hattına, sağ tarafı felçli olduğundan sol eliyle yazan -bu sebeple Yesarî adıyla anılan- Mehmed Es'ad (?-1798) tarafından Türk hüviyeti kazandırılmış, onun oğlu Yesarîzâde Mustafa İzzet (?-1849) eliyle üslûp tam kemâle ermiştir. Yukarıda anılan Sâmi Efendi bu hat nev'inin de unutulmaz ismidir.


Osmanlılar'da Dîvân-ı Hümâyûn'a mahsus olan dîvânî ve celî dîvânî hatları da, devlet yazışmalarındaki sahtekârlığı önlemek için zor okunan ve kelime arasına ilâve yapılamayacak şekilde girift yazılan iki yazı nev'i olarak bilinir, ayrıca görünüşüyle devletin yüceliğine şan katar. Bu yazıların günlük hayatta kullanılışına pek rastlanılmaz.

Osmanlı padişahlarını -baba adıyla beraber- ismini ve "El Muzaffer Daimâ" dileğini taşıyan tuğraları da her padişahla beraber değiştirilir ve yeni padişah tahttan ayrılana kadar devam ederdi. Ancak tuğra şeklinde âyet, hadis ve mübarek sayılan isimlerin yazıldığı da az değildir.

Rık'a denilen el yazısı, san'at gayesiyle kaleme alınmayan günlük yazıların güzelliğini taşır, siyakat ise maliye ve tapu kayıtlarında kullanılan şifreli yazıdır, san'at icrasına mahsus değildir.

Hat san'atı disiplinli öğretimi ve Batı'dan tesir almayışı sayesinde XX. Asra kadar mükemmelleşerek gelmiştir.



TÜRLERİ:


Hazret-i Muhammet'den (s.a.v), Kuran-ı Kerim'in toplanmasından sonra, İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda katip yetişmiş, yazı da doğal olarak büyük aşamalar göstererek mimarlık, bezeme gibi önemli sanat kolu olmuştur. Bu yazının ilk biçimi olan ve adını Kufe kentinden alan köşeli karakterli kufi "Ümmü'l-Hutut" (Hazret-i Ali'nin "kufi" hattı bulduğu söylenir) yazısının yerini IX. yüzyıldan sonra

aklam-ı sitte almaya başladı. Aklam-ı sitteyi oluşturan muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki ve rıka adlı altı temel yazıda yuvarlak çizgilerin hakim olması hattatlara büyük kolaylıklar sağlıyarak hat sanatının ufkunun gelişmesine yol açtı. Bağdatlı hattat İbn Mukle aklam-ı sitteyi belli kurallara oturttu. Bunun için kalemin ucuyla yapılan noktayı, standart bir elif harfini ve daireyi ölçü olarak kabul etti. Onun yolunda yürüyen İbnü'l-Bevvab yazıyı estetik bakımdan biraz daha ileriye götürdü. Son Abbasi halifesi Mustasım'ın saray hattatı Yakut-ı Mustasımi harflerin yapısına ayrı bir güzellik getirdi. Yakut'un ölümünden sonra hat sanatı İran ve Türk hattatlarının elinde gelişmeye ve güzelleşmeye devam etti. İran'lı sanatçılar aklam-ı sitteyi kendi anlayışlarına göre yazdılarsa da, genelde Yakut'un uslubundan ayrılmadılar. Oysa yazının estetik bakımdan çok eksikleri vardı. Bunu gidermeyi Osmanlı hattatları başardı. XV. yüzyılda II. Mehmed'in (Fatih Sultan Mehmed Han) ve oğlu II. Bayezid'in hattatlığını yapan ve Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah aklam-ı sitteye o zamana değin ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. X VII. yüzyılda yaşayan Hafız Osman da Şeyh Hamdullah'ın eksiklerini tamamlayarak yazıyı güzelliğinin en üst doruğuna ulaştırdı.

XI. yüzyılda ortaya çıkan talik yazı yalnız İran'da kullanıldı ve XIV. yüzyıldan sonra yerini nestalik'e bıraktı. Bu yazıda Ali Herevi ve İmad-ı Rum gibi ünlü İranlı hattatlar diğer ulusların sanatçılarına yol gösterdiler. Daha sonra Osmanlılarda da Yaseri Mehmed Esad ve oğlu Yaserizade Mustafa İzzet ile Sami Efendi gibi nestalik ustaları yetişti. Emeviler döneminden beri maliye ve tapu kayıtlarının tutulduğu siyakat Osmanlılarda da aynı amaçla kullanıldı. Kendine özgü harfleriyle bu, ancak bilenlerin okuyabildiği bir yazı idi. Divani ve celi divani ise Osmanlı hattatlarının oluşturduğu yazılardır. Bunlar Divan-ı Hümayun'da ve Bab-ı Ali kalemlerinde kullanılarak gelişti.

Hat sanatında bir yazının irisi celi adını alır. Celi yazı da gene Osmanlılarda, XIX. Yüzyılda Mustafa Rakım'ın elinde gelişti ve olgunlaştı. Küçük yazılara hurde, daha küçük olanlara gubari, bütün harfleri birbirine bağlayarak yazılan yazıya müselsel denir. Kuralları kırılarak yazılan yazıya şikeste (kırık) adı verilir. Bir sözcüğün harflerinin ya da bir cümlenin hece ve sözcüklerinin güzel bir görünüm oluşturmak amacıyla birbiri üstüne bindirilmesine istif denir.
Sultanların imzası olan tuğralar ise, tuğrakeş adı verilen kimseler tarafından hazırlanmaktaydı. Sultanların mührü niteliğindeki tuğraların, doğal olarak her sultanla birlikte, biçimi ve metni değişmekte, böylece zengin bir tuğra dizisi elde edilmiş bulunmaktadır. Tuğralar, fermanlarda, anıtsal yapıların girişlerinde ve gerekli diğer bölümlerinde sultanların simgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fermanlardaki tuğraların tezhipli örneklerini bugün başta İstanbul olmak üzere müzelerde rastlamak mümkündür.

TEKNİĞİ:

Hat sanatında harflerin yazının türüne göre biçimlendirilmesinde temel alınan birime nokta denir. Nokta yazının yazılacağı kalemle konur ve eniyle boyu aynı olur. Başka bir deyişle nokta, kenar boyu, yazılacak yazının harf kalınlığına eşit bir karedir. Her yazı türünde tek tek her harfin baş, gövde, kuyruk vb gibi bölümlerinin uzunluğu, burun, kaş gibi kıvrımlı yerlerinin açıklığı, üst üste ve yan yana konan belli sayıda nokta ile saptanmıştır. Böylece her harfin genişliği, yüksekliği ve boyu, kalınlığı ile oranlanmış olur. Bu nedenle bir yazının daha iri ya da daha ufak boyda harflerle yazılması yalnızca harf kalınlığını değiştirir, harflerin biçimini etkilemez.

ARAÇ ve GEREÇLERİ:

KALEM:
Hatta kullanılan en önemli araç kalemdir. Bunlar başlıca; kamış kalem, kargı kalem, tahta kalem ve demir kalemdir.

KAMIŞ KALEM:
Kamış kalemler genellikle koyu kestane rengindedirler. Sarı, alaca ve benekli olanları da vardır. Irak, İran, Cava ve Hind nev'ileri meşhurdur. En serti Cava ve en makbulü İran ve Irak kalemleridir.

KARGI KALEM:
Celi yazılar için kargı kalemler kullanılır. Kargı kalemler, kamış kalemlere göre daha kalındırlar. Fakat bunların kalınlıkları arttıkça, parmak arasında idareleri zorlaştığından, ince saplı tahta kalem kullanılması tercih edilir.

TAHTA KALEM:
Ihlamur veya gürgen ağaçından istenilen kalınlıkta yontularak yapılır. Sap tarafı, parmaklar arasında rahatça tutmağa ve hareket ettirmeğe elverişli olmalıdır. Tahta kalemin birkaç çeşiti vardır. Bir kısmının yalnız ortasında çatlağı bulunur. Bir kısmında ise, çatlağın iki tarafından kalınlığa göre iki veya daha fazla yuvarlak delikler bulunur. Kalem ağzı çok enli ise, bu deliklerden çatlağa giden ince yollar açılır. Mürekkep, deliklerde toplanıp yollardan çatlağa, buradan da ağıza akar.

DEMİR KALEM:
Nesih gibi ince yazılarda, kalemin ucu çabuk bozulmamak ve muhtevası zengin bir eserin başından sonuna kadar kalemin kalınlık ve keskinlik ayarını muhafaza etmek için, çelik kalem uçları, ağızları bileği taşından istenilen kalınlıkta bilenerek kesimi ayarlandıktan sonra, kamış kalemin ucuna takılarak kullanılır.

MAKTA:
Kamışın ucu önce elde yontulduktan sonra makta üstüne konup kalemtraş denen bıçakla kesilir. Makta, eni ekseriye 2-3 cm, boyu 15-20 cm, kalınlığı 1-2 mm kadardır. Kalem kesilecek tarafında, kalem yatağı veya kalem yuvası yahut hane-i kalem (= kalem evi) bulunan bir altlıktır; fildişi, boynuz, ya da kemikten yapılır.

MÜREKKEP:
Yazı genellikle, is, zamk, su ve daha başka katkı maddelerinin katılmasıyla hazırlanan siyah mürekkeple yazılır;

HOKKA:
Mürekkep hokka içinde saklanır. Camdan başka pişmiş topraktan, metalden, çeşitli ağaçlardan hokka yapılabilir. Kalem sokulduğunda uç dibine vurup bozulmasın diye hokkanın içine lıka denen bir tutam ham ipek konur. Mürekkebin akıcı olması, rengini solmadan uzun süre koruması gerekir.

KAĞIT:
Yazı da kağıtta önemli rol oynar. Hattatlar, kağıtlara yazacakları yazının değerine göre kıymet verirler Kağıdın mürükkebi yaymaması, silinmeye elverişli olması, üstünde kalem takılmadan yazılabilmesi gerekir. Bunların sağlanması için kağıtlar aharlanır. Kağıtların Abadi, Semerkandi. Hatayi, İstanbuli, Buhara, Venedik vb. çeşitleri vardır. Yazıda kullanılan kağıtların rengide çok önemlidir. Estetik bakımda en çok beyaz, sarı, kırmızı, yeşil, mavi ve kahvarengi renkleri tercih edilir.

HAT EĞİTİMİ:

Hat sanatı öğrenip hattat olabilmek için belli aşamaları olan sıralı bir eğitimden geçtikten sonra icazetname almak gerekir. Hattat adayının bir üstattan ders almasına meşk ya da meşketmek denir. Adayın kopya etmesi için üstadın yazdığı örnek yazıya meşk adı verilir. Başlangıçta harflerin tek tek yazılışları, sonra iki harfin birleşme biçimleri ve bunun kuralları öğrenilir. Ardından mürakkebat aşamasında ikiden fazla harfin birleştirilmesine geçilir. Bunun için genellikle önce uzunca bir kaside, sonra bazı ayet ve hadisler, dualar özlü sözler (kelam-ı kibar) yazılır. İcazetname ancak 5-6 yıl süren bir çalışmadan sonra elde edilebilir. Hattat adayının icazet almadan, yazdığı yazıların altına ketebe koymaya (imza atmak) hakkı olamaz.

HATTATLIK:
Hattatlar üç gruba ayrılırdı; Birinci grubu oluşturanlar okullarda yazı dersi veren meşk hattatlarıydı. Ama bunların arasında da çok ileri düzeyde olanlar bulunurdu. Yazma kitapları istinsah (kopya) eden ya da ısmarlama yazan hattatlar ikinci bir grup oluştururdu. Üçüncü grupta yer alanlar öğrenci yetiştiren ve özgün yapıt veren hattatlardır. Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Sami Efendi gibi çok ünlü hattatlar hep bunların arasından çıkmıştır. Bu tür hattatların bazıları hem Divan-I Hümayun, Enderun-I Hümayun gibi resmi dairelerde ve okullarda, hem de özel olarak ders verirdi. Ama gelenek gereği hiç biri para almazdı. Bu gelenek bugün de sürdürülmektedir.

Hattatlar arasında en kıdemli ve usta olana. Hattatların reisi (reisü'l-hattatin) adı verilirdi. Onun ölümünde yerine bir başkası geçerdi. 
                       
                        TEZHİP

Türk süsleme sanatlarında önemli bir yer tutan ve hat sanatından ayrı düşünülemeyen tezhip, yazının 'giysisi' olarak kabul edilir. Süsleme öğeleri olarak stilize edilmiş hayvan, bitki ve bulut motifleri kullanılır. Altın ve lacivert tezhip sanatının uyumlu iki rengidir.

Altınlamak, altınla süslemek anlamına gelen tezhip, resim sanatının bir kolu olup, altın ve çeşitli renklerle; din, edebiyat ve bilimle ilgili el yazmalarını hat (yazı) levha ve albümlerini, ferman, tuğra ve cilt kapaklarını süsleme sanatıdır. Tezhip sanatının ayrıca tekstilde de uygulandığını görmekteyiz. Tezhipte kullanılan boyalar, guaj ve plaka boyalarıdır. Altın ise ezilip jelatinli su ile karıştırılarak kullanılır.

En önde gelen işlevi yazı süslemesi ve yazının 'giysisi' olarak kabul edilen tezhip sanatında, süsleme öğeleri olarak stilize edilmiş hayvan, bitki ve bulut motifleri kullanılmış, değişen beğeni ve okullara rağmen altın ve lacivert uyumu her dönemde ortak nokta olmuştur.

Türk süsleme sanatlarında önemli bir yer tutan ve hat sanatından ayrıdüşünülemeyen tezhip sanatının uygulandığı el yazmalarının başında Kuran'lar ve dua kitapları gelir.

Yazma eserlerde en önemli süslemeler, eserin "zahriye" denilen tanıtım sayfalarında bulunur. Zahriye; kitabın adı, yazarı ve sunulduğu şahsı belirten madalyonların, kitabın kime ait olduğunu gösteren "temellük kitabesi"nin bulunduğu tezhipli veya boş bırakılan, ilk sayfalardır. Genellikle tek sayfa, fakat özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda, bazen karşılıklı çift sayfa şeklinde düzenlenen zahriye sayfaları, kimi zaman da yazısız bırakılıp tamamen tezhiplenmiştir.

Zahriye'den hemen sonra gelen ve metnin başladığı "serlevha" sayfaları tek olabildikleri gibi, özellikle Kuran'larda çift sayfa şeklindedirler. Serlevhalarda tezhip, metni içine alacak şekilde üstünde düz, taç veya mihrap şeklinde olabilir. Bu çeşit ser levhalara "başlık" adı da verilir.

El yazması Kuran ve diğer eserlerin süslendiği sure ve bölüm başlarına "serberk" adı verilir. Bu süslemelerin ortasına çoğu zaman altın üzerine beyaz boya ile surenin veya metnin adı yazılır.

Sayfa kenarlarında bulunan ve gül şekline benzerliği nedeniyle "hizip gülü", "secde gülü", "vakıf gülü", "cüz gülü", "aşer gülü" ve "sure gülü" diye adlandırılan, rozet şeklinde, özellikle Kuran'ların durulacak veya secde edilecek ayetleri hizasında bulunan süslemeler, bir sayfada bir tane olabildikleri gibi altı tane de olabilirler.

Kuran ve diğer yazma eserlerde bir ayet ve cümlenin bittiğini gösteren nokta veya "durak"lar da tezhiplenmiş ve şekillerine göre çeşitli isimler almışlardır. Geometrik şekilde olanlarına "mücevher nokta", altı köşeli olanlarına "şeşhane nokta", beş yapraklı olanlarına "penç" veya "penç berk", üç yapraklı olanlarına da "serberk" adı verilir.

Bir el yazması kitapta tezhiplenen son sayfa, eserin hattatının ve yazılış tarihinin bulunduğu "hatime" veya "bitiş" sayfasıdır. Bu sayfadaki tezhip diğer sayfalara oranla daha hafiftir.

Minyatürlü el yazmalarında minyatürlü bölümler cetvel içine alınıp dış kenarları tezhiplenmiştir. Türk minyatürlerini, İran minyatürlerinden ayıran bir özellik, Türk minyatürlerinin kenarlarında hiç bir zaman dolu ve ağır bir tezhibin olmayışıdır. Türk sanatkarları gerektiği zaman bunun yerine hafif bir "halkar" veya "zerefşan" -altın serpme- uygulamayı tercih etmişlerdir. Minyatürlerdeki giysi, örtü, duvar ve çadır süslemesi gibi ayrıntılar da çoğu zaman tezhiplenmiştir.

Tezhip sanatının yazma kitaplardan sonra en çok kullanıldığı alan, hüsn-i hat levha ve albümleridir. 18. yüzyıldan bu yana levha yazmacılığı büyük ölçüde gelişmiş ve tezhip sanatının en çok kullanıldığı alan olmuştur. Levha şeklindeki yazıların etrafına, çoğu zaman açık veya koyu renk zemin üzerine sırf altınla halkar tarzı uygulandığı gibi, silme tezhip de yapılmaktadır.

Cilt kapakları tezhip sanatının uygulandığı önemli bir alandır. 15. yüzyıldan sonra rastlanan cilt kapakları süslemeciliğinde deri üzerine, halkar ve naturalist çiçek buketi ve motiflerinin uygulandığı "şukufe" tarzı en çok kullanılan süsleme tarzıdır.

Türklerde tezhip sanatı Uygur Türkleri'ne kadar uzanırsa da bugün elimizdeki en erken örnekler; 12. ve 13. yüzyıl Selçuklu eserlerinde bulunur. Bu dönemin motif ve desenleri sade ve basittir. Hatayi ve hayvan kökenli olduğu tahmin edilen "rumi" motiflerin büyük bir ustalıkla kullanıldığı Osmanlı erken dönemi ve 15. yüzyılda tezhipte büyük bir gelişme başlar. Bunda sanata ve sanatçıya değer veren Fatih Sultan Mehmet'in önemli rolü vardır. Dönemin ana renkleri altın, lacivert ve mavidir. Bu renklere ek olarak beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı renkler de uyum içinde kullanılmıştır. 15. yüzyılın en önemli müzehhibi saray nakkaşı Baba Nakkaş'tır.

16. yüzyıl başlarında II. Bayezıd döneminde, motif ve desenlerdeki uyum, 16. yüzyılın ikinci yarısı, yani Kanuni Sultan Süleyman devrine hazırlık niteliğini taşır. Ana renkler altın ve laciverttir. Rumi ve hatayi motifleri daha çok incelenmiş ve çeşitlenmiş, bulut motifleri kullanılmaya başlanmıştır. Hasan bin Abdullah dönemin en önemli tezhip sanatçısıdır.

Kanuni döneminde diğer sanat kollarında olduğu gibi, tezhipte de altın dönem başlar. Klasik motiflerin büyük bir ustalıkla kullanılmasının yanısıra, dönemin en önemli müzehhibi Karamemi ile lale, gül, karanfil, sümbül, selvi ağacı ve bahardalı gibi bahçe çiçek ve bitkilerinin ilk kez süsleme sanatlarında tanıtıldığı bu döneme tezhipte "Klasik Dönem" adı verilir. Kanuni döneminin diğer bir önemli üslubu da Şah Kulu tarafından tanıtılan "saz yolu" üslubudur.

17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tezhipte Batı etkisi görülür. Çiçek buketleri ile naturalist bir üslubun başladığı ve 18. yüzyıl sonlarına kadar süren bu dönemin en ünlü tezhip sanatçısı Ali Üsküdarî'dir. Mekke ve Medine tasvirleri de tezhipte bu dönemlerde kullanılmaya başlanmıştır.

18. yüzyıl sonlarına doğru başlayan ve 19. yüzyıl sonlarına kadar süren çiçek sepetlerinin, uzun palmet ve kurdelaların kullanıldığı döneme tezhipte "Türk Rokokosu" adı verilir. Dönemin en ünlü tezhip ustası Hezagradlı Seyyid Ahmet Ataullah'dır.

Cumhuriyet dönemi tezhip sanatı, bir iki istisna dışında daha çok levha tezhipçiliği şeklinde gelişmiş, birçok kıtalar, hilyeler ve celi yazılar ile yazılan kompozisyonlar tezhiplenmiştir. Yazılar etrafına silme tezhipten çok halkar tarzı uygulanmıştır ve halen bu tarzda devam etmektedir. Cumhuriyet döneminin en ünlü tezhip ustaları Muhsin Demironat (1907-1983) ve Rikkat Kunt'dur (1903-1986).

 

 

ALPER BUDAN  
 
Turk Bayrağı

Türk ve Dünya Tarihinde Yaşanan Olaylar

Kuran-ı Kerim

Kütüphanem

» 40 Hadis
»
Vaazlar
»
Sorularla Dinimizi Öğren
»
islamda Cinsel Hayat
»
Adet, Lohusalık, Regl
»
Dua nedir? Çeşitli Dualar
»
Din Nedir?
»
İman Nedir Nasıl edilir
»
Adab-ı Muaşeret
»
Resimli Flash Şiirler
»
Hz.Muhammed Hayatı
»
MEZHEPLER

Adab-ı Muaseret

» Selamlasma Adabi
»
Saygı Adabı
»
Kardeşlik Adabı
»
Komşu Adabı
»
İzin İsteme Adabı
»
Yemek Adabı
»
Elbise Adabı
»
Doğruluk Adabı
»
Sır Tutma Ahlakı

Namazlar(Resimli)

» Namazın Kılınışı Resimli
» Namaz Kılma Tablosu
»
Cuma Namazı Kılınışı
»
Bayram NanazıI
»
Cenaze Namazı
»
Kaza Teravih Yolcu Namazları
»
Sehiv Secdesi (Unutma Secdesi)

Abdest (Resimli)

» Abdestle ilgili Bilgiler
»
Abdest Alınışı Resimli
»
Abdesti Bozan ve Bozmayan Durumlar
»
Gusülle ilgili Bilgiler
»
Teyemmüm Bilgiler
»
Teyemmüm Resimli

Mubarek Gün-Gece

» Kadir Gecesi
»
Mevlüt Kandili
»
Regaib Kandili
»
Miraç Kandili
»
Beraat Kandili
»
Mübarek Günler
»
Üç Aylar
» Kandil Mesajları

Kıssadan Hisse

» 33 ADIM
»
86400 Saniye
»
Hüzün
»
İcki Icmek
»
Sakat Köpek
»
Kirlangic
»
Sevgi Agaci
»
Yaban Kazlari
»
Dini Hikayeler TÜMÜ

Önemli Dini Bilgiler

» Oruç ile ilgili Bilgiler
»
Zekat ile ilgili Bilgiler
»
Hac ile ilgili Bilgiler
»
Kurban ilgili Bilgiler
»
VEDA HUTBESİ

Hurafeler

» SiHiR = BÜYÜ
» Çaput Bağlamak
» MUSKA
» Mum Yakmak
» Kurşun Dökmek
» Fal Açmak
» Günlerin Uğursuzluğu

Et Yemekleri
Balık Yemekleri
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol